| İlaç Sunumunda Nereye Geldik. - Dr. Ceyhun Balcı |
Bugün için senaryo gibi gözükse de, yakın gelecekte gerçeğe dönüşmesi olası bir durum: Bir markette alışveriş yapmaktayız; deterjan ya da diş macunlarının ya da tıraş bıçaklarının yanı başında ya da bir arkasındaki reyonda ilâca da erişebileceğiz! Bu durum gerçek anlamda bir “erişim kolaylığı” sayılmalı mı? Farklı yanları göz ardı edildiğinde; bu olası durumun “erişim kolaylığı̶... Devamı>>>
| | İzmir Tabip Odası Basın Açıklaması 18.12.2009 |
HANGİ ETNİK KÖKENDEN GELİRSE GELSİN TÜM YURTTAŞLARIMIZI EMPERYALİST PROJELERİN UYGULANMASI İLE KIŞKIRTILAN ÇATIŞMA ORTAMINA KARŞI UYANIK OLMAYA VE ULUSAL BİRLİĞİMİZE, KARDEŞLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ !
<...Devamı>>>
| | Atatürk Ve Tam Bağımsızlık. Doç. Dr. Uğur Koca |
Doç. Dr. Uğur Koca - Atatürk"ün “En hakiki mürşit ilimdir” anlayışı Kemalist Devrim"in egemen olan yaklaşımıdır. Bu nedenle bu ideoloji yarınlara yöneliktir ve her zaman geçerliliğini korumaktadır.
|
Amerikalı tarihci ve psikiyatrist Prof. Arnold Ludwing, o...Devamı>>>
| | Sağlıkta Reklamlar Biti! Sıra Gerçeklerde! |
25 KASIM UYARI EYLEMİNİ DESTEKLİYORUZ
| | Tam Gün - Dr. Ceyhun Balcı |
TAM GÜN(!)
Yasalaşmak üzereyken bir kez daha v...Devamı>>>
| | TTB Başkanı, Kürtçe Bilmemenin Utancıyla Yaşıyormuş... |
Mezopotamya Tıp Günlerinde, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy Kürt asıllı bir hekim olmasına ve uzun yıllar bölgede görev yapmasına rağmen Kürtçe bilmemenin utancını yaşadığını belirtti. Gürsoy, "Yabancı dil öğrenmek için çaba sarfediyoruz. Ancak birlikte yaşadığımız, iç içe olduğumuz bir halkın dilinde sadece merhaba diyebiliyoruz" ifadelerinde bulundu. TTB'nin Türkiye'de bu ... Devamı>>>
|
|
|
|
HEKİM KAMUOYUNA: NASIL BİR TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ?
Türk Tabipleri Birliği Genel Kurulu, sağlık sektörü ve hizmetlerinde
onarılamaz yıkımların yaşandığı bir süreçte toplanıyor. Sağlığı
metalaştıran, bir temel hak ve kamu görevi olmaktan çıkaran, yalnızca
bedelini ödeyebilenlerin yararlanabildiği bir ayrıcalığa dönüştüren bu
süreç, sağlık hizmetlerini bir talan ve vurgun alanına dönüştürmektedir. Özelde
hekim genelde ise tüm sağlık çalışanlarının maddi ve manevi durumu her
geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Bir yandan ulusal gelirden
sağlığa ayrılan pay ve bunun içindeki ilacın ve teknolojinin payı
katlanarak artarken, öte yandan hekim emeğinin payı azalmaktadır.
Sermayeye tümüyle bağımlı hale gelen hekimler, yalnızca mesleki
özerkliklerini değil, aynı zamanda pazarlık güçlerini de yitiriyorlar.
Pek çok hekim geçiş döneminin getirdiği, geçici ücret iyileşmeleri
nedeniyle, kölelikle sonlanacak bu sürece seyirci kalıyor. Başka bir
söylemle, “Sağlıkta Dönüşüm” projesini, bazı bölümlerini destekleyip
bazı bölümlerine karşı çıkarak durdurmak veya yavaşlatmak olanaklı
değildir. Tek çözüm projeye karşı ciddi ve kuvvetli bir direnişte
yatmaktadır. “Sağlıkta Dönüşüm” yalnızca sağlık sektörünü ve
hekimleri ilgilendirmediği gibi, ulusal bir proje de değildir.
Küreselleşme diye adlandırılan ve ülkedeki her türlü üretim, hizmet,
mal ve ticaretin kamunun ve ulusal güçlerin elinden alınarak uluslar
arası kartel ve şirketlere devredilmesini hedefleyen sömürgeleştirme
sürecinin bir parçasıdır. Siyasal partilerin, sendikaların, meslek
örgütlerinin, derneklerin kısaca demokrasinin yok sayıldığı, kişisel ve
grupsal çıkarların sermayenin çıkarlarına heba edildiği, kavram
karmaşasının belirleyici olduğu bu süreçte, etkisiz tepkiler göz ardı
edilirse, ne TTB ne de diğer meslek örgütleri –sendikalar ciddi bir
direniş sergileyebilmektedir. Ciddi bir direniş sergilemeleri bir yana,
bu süreci tanımlamakta, halkı ve üyelerini uyarmakta yetersiz
kalmaktalar. Hatta kimi zaman sürecin tarafı oldukları bile
gözlenmektedir. Günümüzde, yeni liberal politikalara uygun olarak,
Cumhuriyet Devrimi ve ulusal değerlerimize saldırılar karşısında
suskun kalan, hatta kimi zaman taraf olan iki ana eğilim öne çıkıyor ve
kurumsallaşıyor. Siyasal yelpazenin sağ ve sol saflarını temsil eden,
iç bütünlükten ve tutarlılıktan yoksun olan bu gruplar, saldırının
güçlendiği, soygun ve talanın arttığı, yani etkin bir meslek örgütüne
gereksinimin en çok olduğu koşullarda örgütü daha da etkisizleştirip,
edilgenleştiriyor. Bu koşullarda meslek örgütü toplumun ve farklı hekim
gruplarının derinleşen sorunlarının sorgulandığı, bu sorunlara çözüm
getirecek farklı seçeneklerin üretildiği ve uygulanmaya çalışıldığı
ortamlar olmaktan uzaklaşıyor. Bu koşullar hekim çoğunluğunun meslek
örgütünden daha da uzaklaşmasına neden olurken, ortak çıkarlar
temelinde ortak mücadelenin sorunların çözümü için yaşamsal önem
taşıdığı bir dönemde, hekimler arasındaki ayrışmanın yeni liberal
saldırının gereksinimlerine uygun sanal ve yapay bir karşıtlığa
dönüşmesine yol açıyor. Hekimlerden bağımsız olarak yaşanan sorunlar
nedeniyle yaygınlaşmaya başlayan hekim hasta arasındaki gerginlik,
hekimlerle toplum arasında oluşturulan yapay karşıtlıklar hekimlerle
hastaları karşı karşıya getirirken, hekimleri yalnızlaştırıyor, hekim
hareketini güçsüzleştirirken, yeni liberal saldırının önünü açıyor. Türk Tabipleri Birliği: ·
Sağlık alanında bütünsel ve tutarlı bir politika ve strateji
belirlemekten, somut hedef göstermekten, uygulanabilir öneri
getirmekten yoksun, basmakalıp basın açıklamalarıyla sınırlı kalan
etkinlikleri nedeniyle öncü olma niteliğinden uzaklaşıyor. ·
Görev ve sorumluluk alanını ilgilendirmeyen, sıklıkla cumhuriyetin
temel değerleriyle ve ulusal çıkarlarımızla çatışan, sağlık alanındaki
yıkımın yanı sıra vurgun ve talanı da görmezden gelen, halkın
derinleşen sağlık sorunlarına ve hekimlerin hak kayıplarına çözüm
önermeyen yeni liberal çıkışlarla da, güvenilirliğini yitirmeyi
sürdürüyor. · Asıl görevi halkın sağlığı ile hekimlerin
mesleki ve demokratik haklarını koruyup geliştirmek olan Türk Tabipleri
Birliği bu süreci yönetmekte yetersiz ve çaresiz kalmıştır. -Türk
Tabipleri Birliği aslına dönmeli, amaca uygun siyasi, stratejik,
yönetsel, örgütsel yeniden yapılanmasını gerçekleştirmelidir. -Ulusal sağlık ve sosyal güvenlik politikasının ve stratejisinin tarafı ve bileşeni olmalıdır. -Bu
politika ve strateji önlemeyi ve korumayı toplumun ve hekimlerin hak ve
çıkarlarının savunulmasında tartışılmaz temel bileşen olarak gördüğünü
her fırsatta vurgulamalıdır. -Sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında temel hizmetlerin devletin temel ve tartışılmaz görevi olduğunu savunmalıdır. -Bu
amaçla oluşturulmuş kurumsal altyapının, başta sağlık ocakları olmak
üzere, yeni gereksinimlere uygun olarak yeniden örgütlenmesini
savunmalıdır. -Sağlık harcamalarında önceliğin önleme ve korumaya
verilmesi, başta ilaç ve teknoloji harcamaları olmak üzere gereksiz
harcamaların önlenmesi için ciddi mücadele yürütmelidir. -Sağlık
alanındaki soygun ve talana katılan uluslar arası ilaç tekeleri,
teknoloji şirketleri ve sağlık kuruluşlarının ve bu talana aracılık
yapan kamu kuruluşlarının saptanması ve sistem dışına atılması için
etkin mücadele yürütmelidir. -Sağlık hizmeti üretiminde hekimlerine
önerilen ama hizmetin doğasıyla çatışan bütün çalışma biçimleri ve
ücretlendirme türlerine karşı mücadele yürütmeli, toplumu ve hekimleri
bu biçim ve türlerinin yıkıcı sonuçları hakkında aydınlatmalıdır. -Hekimlerin
çalışma biçimlerinin çalışma amacına, yerine, hedeflerine uygun olarak
standardize edilmesini savunmalı, oluşturulan standartlara uygunluğun
sağlanmasında taraf olmalıdır. -Sağlığın metalaştıran, hekimleri de
metalaştırma sürecinde sağlanan kardan pay kapmak için birbirleriyle
yarışan kişilere dönüştüren bütün ücretlendirme türleri
reddedilmelidir. Bu amaçla ilk adım olarak hasta ile hekim arasındaki
para alışverişi önlenmeli, insan onuruna, hekimlik mesleğine ve işin
niteliğine uygun kademeli bir asgari ücret uygulaması bu ücretin
artırılması için çaba göstermelidir. -Hekim emeğinin niteliğinin geliştirilmesi için sürekli eğitimin örgütlenmesinde ve yürütülmesinde taraf olmalıdır. Bugün,
hükümetlerden ve siyasi partilerden bağımsız, küreselleşme karşıtı,
Cumhuriyetçi, milli bağımsızlık çizgisinde, ulusun ve ülkenin
bütünlüğünü savunan bir TTB yönetimine olan gereksinim her zamankinden
çok daha fazladır.
|
|